Subscribe

YORUM: KATİLLER ÇETESİ-KÖTÜLÜK TOHUMLARI | J.A REDMERSKİ | EPHESUS YAYINLARI

6/21/2017, BY Tuğba Atıcı Coşar - Hiç yorum yok:
Serinin her kitabında film olması dileğim günden güne artıyor. Ya o kadar seviyorum ki, kelimelerle anlatamıyorum bile. Aksiyon ve heyecanın bir an bile düşmediği bir seri Katiller Çetesi.
Bir kitap diğerinden daha düşük olmuyor. Her kitap aynı tadı, aynı heyecanı veriyor bana. Grup genişledikçe olaylar işin içinden daha da çıkılmaz bir hal aldı tabii ki.
Arka kapağı okuduğum zaman “kimdir bu Nora?” diye düşünüp duruyordum. Kendimce bir sürü tahminde de bulundum – ki genel de ben hep doğru tahmin ederim ama bu sefer tutmadı. Cidden beni beklemediğim yerden vurdu bu defa yazar.
Bu sefer çetedeki herkesin bir sırrını öğreniyoruz. Onları derinden etkileyen sırlarını hem de. Daha önce de söylemiştim. Bu kadar duygusuz karakter yazıp yine de o duyguyu sonuna kadar hissettiren bir kurgu olmasına bayılıyorum. 
Karanlık sırların yanında daha duygusal bir şeyler vardı bu kitapta. Çünkü ne kadar soğuk, ne kadar duygusuz katiller olsalar da hepsinin zayıf noktasını gördük. Onları nelerin yaralayacağını öğrenmek çok farklı hissettirdi. Aynı zaman da bu sırları birbirlerine itiraf etmek zorunda kaldılar ve her şey daha karmaşık bir duruma sürüklendi.
Niklas bu kitapta beni en çok şaşırtan adam oldu. Onunla ilgili bir şeyler öğrenmek ona olan bakışımı değiştirdi ve bildiğimiz gibi sıradaki kitap onunla ilgili. Her zamanki gibi deli gibi merakla bekliyorum.
Çünkü yine yazar öyle bir yerde bitirdi ki kitabı meraktan çıldırmamak elde değil. Ve her yeni kitabın bir öncekini aratmıyor oluşu da başlı başına delirmeme sebep oluyor.
Ben seriyi çok seviyorum. Her kitabı ayrı ayrı deli gibi seviyorum hem de. Hala okumayan varsa sakın bekletmeyin.

YORUM: OTOSTOPÇUNUN GALAKSİ REHBERİ | DOUGLAS ADAMS | ALFA KİTAP

6/17/2017, BY Tuğba Atıcı Coşar - Hiç yorum yok:
Beynimi sulandıran bir kitap bitirdim resmen. Çok fazla bilim kurgu okumuş değilim ama yine de bu kitap cidden devrelerimi yakacak türdendi. Söyleyeceklerimi pek toparlayamıyorum aslında ne desem sanki saçmalayacakmışım gibi hissediyorum.
Yazarın çok garip bir dünyası ve anlatımı var. Kitaba başladım, ilerledim, ilerledim ve dedim ki; yok be bunu kesin anlamayacağım.
Çok ince bir çizgi üzerinde yürüyormuşum gibi hissettirdi. Sanki ya çok zekiyim ya da geri zekalıyım arası bir şeymişim gibi gidip geldim. Bunları söylerken bile gülüyorum çünkü kitabın acayip bir mizah anlayışı var.
“A noktasında ne var ki bunca insan B noktasından oraya gitmek için can atıyor ve B noktasında ne var ki bunca insan A noktasından oraya gitmek için can atıyor. Çoğu kez insanların hangi lanet olası yerde olmak istediklerine kesin bir karar verip bu duruma bir son vermelerini dilerdi.”
Arthur Dent karakterine bayıldım. Sanırım okuduğum en orijinal adam kendisi. Cümleleri o kadar enteresan ki mantıklı değil diye düşünürken beni kendine inandırdı. Adapte olmakta zorlandım evet ama bunu yazımla alakası yoktu. Tamamen bambaşka ve farklı bir dünyanın içine sokuyor bizi yazar. Bunu kafamda kurup oturtmak zorunda hissettiğimden biraz zorlandım. Ama sonrasında öyle bir hızla akıp gidiyor ki ne zaman bittiğini anlamıyorsunuz.
Kısaca çok tuhaf bir kitaptı. Kafamda deli sorular oluşturdu. Algılamak için bazen durup durup yeniden okuduğum yerler oldu. Ama bir yandan da çok merakla ve severek okudum. İşte böyle dengesiz ruh haline sokuyor sizi.
Arthur favorim evet ama bir de Marvin var ki kendisi robot olur. Onu da çok seveceksiniz.
Devamlarını hevesle bekliyorum. Bambaşka bir dünyanın içine girmek istiyorsanız kesinlikle okumalısınız.
“Ne aradığımı bilmiyorum.”
“Neden?”
“Çünkü… çünkü… ne aradığımı bilirsem onu arayamam.”

YORUM: LOVE BY NUMBERS SERİSİ 1-2-3 | SARAH MACLEAN | NEMESİS KİTAP

6/10/2017, BY Tuğba Atıcı Coşar - Hiç yorum yok:
1.Bir Çapkını Baştan Çıkarmanın Dokuz Yolu
2.Bir Lordu Dize Getirmenin On Yolu
3.Bir Dükün Kalbini Titretecek On Bir Skandal
Aslında ilk kitabı okuduğum zaman hepsine ayrı ayrı yorum girmeyi planlamıştım ama ne yazık ki diğer iki kitap bende ilk kitap kadar etki bırakmadı. Öncelikle kapaklar çok kötü söylemeden geçemeyeceğim ama orijinal kapaklar da berbat zaten.
Kitaplara gelecek olursam. İlk kitabı nasıl sevdim nasıl sevdim anlatamam size. Karakterleri, kurgusunu her şeyini en ince ayrıntısına kadar deli gibi beğenerek ve eğlenerek okudum. Tarihi aşk romanı konusunda bu kadar özürlü olmasam bir sürü kitapla kıyaslardım ama ne yazık ki şansım yok. Ama bu zamana kadar okuduklarımın en iyisiydi diyebilirim.
Gelin görün ki diğer kitaplar için aynı şeyleri söylemem mümkün değil. Cidden sıkıldım. İkisinin de çoğu yerinde sıkıntıdan patladım hatta. Karakterler için diyecek tek lafım yok. Son derece muazzam ama yani konu ve kurgu olarak iki ve üçüncü kitap benim için çok sıkıcıydı. Biraz da klişe geldi ne yalan söyleyeyim. Ayrıca sürekli bir benzerlik hissettim kitaplar arasın da bundan da olabilir. Demem o ki, ilk kitap benden tam puan alırken iki ve üç benim için sınıfta kaldı. Aynı tadı hepsinin vermesini zaten beklemiyordum ama karakterleri o kadar sevdim ki onların hikâyesinde de beklentim yükseldi doğal olarak. Üstelik ilk kitabı da çok sevdiğimden onlardan da umutluydum.
Seriyi üç gün gibi bir sürede okudum ve akıcılığına diyecek lafım da yok. Yazarın okuduğum diğer kitaplarına göre zaten çok daha iyiler ama kendi arasında kıyaslayacak olursam ilk kitabın yanından bile geçemediler benim için.
Derin bir iç çekip keşke daha güzel olsaydınız be diyerek bitirdim seriyi. Ama ilk kitap her zaman favorilerim arasında kalacak.

YORUM: NIGHTSHADES SERİSİ (SİLÜET-DOLUNAY-AY IŞIĞI) | ANDREA CREMER | PEGASUS YAYINLARI

2/16/2017, BY Tuğba Atıcı Coşar - Hiç yorum yok:
Kaç gündür isyan etmeme sebep olan bir serinin yorumuyla geldim. Üç kitaplık bir ara seri bu aslında. Silüet, Dolunay ve Ay Işığı.
İlk kitap biraz durgun başlasa da sonradan gelişen olaylar ve yazarın kurgusu çok hoşuma gitti. Bir fantastik sever olarak tabii ki hemen ilgimi çekti. Kitapta bilindik kurt adamların aksine değişik bir sürü doğaüstü varlıkların olması baya enteresan ve heyecanlıydı. Üstelik Alfa sistemiyle ilgili de değişik fikirler üretmiş yazar ve bu da klasik kurt adam hikâyelerinden uzaklaşmasını sağlamış. Ama gelin görün ki yazarın en büyük hatası kitaba iki erkek karakter koyması. İkinci kitap çok daha güzel ve heyecanlıydı. Bol aksiyon sahneleri dışında benim en bi sevdiğim karakterin ortalarda daha çok olması tabii ki beni memnun etti. Keyif alarak okumanın verdiği hazla hemen son kitaba geçtim ve lanet olası geçmez olaydım. İşte tam da burada o iki erkek sorunsalı meydanda. Yazar da neyin kafası vardı anlamıyorum. İki erkek karakter koyup, ikisini de ön planda tutup sonradan birini yok etmenin amacı neydi? Üstelik o benim sevdiğim karakterken. 😤Ne ağladım anlatamam. Ne sövdüm onu hiç dile bile getirmiyorum. Gökçe baya dinledi onları. 😂
Devamını okumak istemedim. Böyle saçma bir şey görmedim yani. Birde kitabın sonu iğrençti. Saçma sapan bir final yaptı. O kadar şeye karşılık kitabın bitişi o kadar sinir bozucu ki anlatamam. Hala sinirimi atamadım. Çok pis yazasım var yazara ama kendimi zor tutuyorum. Bu sonu ve benim karakterimin başına geleni kabul etmiyorum ve etmeyeceğim. Neyse ki benim için daha güzel bir son yazan arkadaşım var. O yüzümü güldürdü ve benim kafamda ki son tamamen öyle.
Güzelim seriyi ve karakterimi mahvettiği için yazara çok teşekküt ediyorum. Bakın yine aklıma geldi ben yine sinirlendim. Ay vallahi benim atarım geçmeyecek bu kitaba. Ne zaman görsem hep aynı cinneti geçireceğim kesin. Off! 😤
Neyse o zaman.
Mutlu günler. 😊
İNSTAGRAM: OKUR YAZAR ANNECİK

YORUM: BRONZ ATLI | PAULLINA SIMONS | PEGASUS YAYINLARI

2/16/2017, BY Tuğba Atıcı Coşar - Hiç yorum yok:
Alexander ve Tatyana!
Bu ikili çok uzun süre aklımdan çıkmayacak. Hatta eminim ki bir yerde bu isimleri duyar ya da okursam direk aklıma onların hikayesi gelecek.
Bronz Atlı 800 sayfalık bir kitap. Ama kalın kitabın her sayfasın da sizi binbir duyguya sürekleyecek cümleler dolu. Gördüğüm yorumlara dayanarak kitabı tamamen aşk kitabı sanarak başladım. Bu kadar sayfa ne anlattı yazar diye düşündüğümden çok çelişkiliydim aslında. Ama Bronz Atlı kesinlikle tamamıyka bir aşk kitabı değil. Benim için harika bir savaşı anlatan, ama bu savaşın arasında parçalanan hayatlara dokunan bir kitap. Bu kadar acının, kaosun arasında yeşermeye çalışan bir aşk, birbirlerinden güç alarak hayatta kalmak için söz veren bir çift de var.
İşte tam da bu yüzden kitabı sevdim. Ben ki dönem aşk romanı sevmem. Ben ki savaş okumaktan nefret ederim. Ama daha önce böyle bir savaşı bu kadar harika anlatan bir kitap okumadım. Onca detay, incecik ayrıntılar o kadar netti ki hepsi gözümde canlandı. Savaş sahneleri çoğaldığında Alexander ve Tatyana o kadar güzel dahil oluyordu ki kitaba, hem afallayıp hem de memnun oluyorsunuz. Ya da tam tersi. Aşk çok mu geldi. Yazar kıvrak bir zekayla savaş bilgisi veriyor. Eğer bu kitapta bir aşk hikayesi olmasaydı da severdim. Öyle bir işlenmiş ki konu bayılarak okudum. Ama için de olan o aşk beni bitirdi. Ülkede bir savaş var, aşkı için savaşan bir çift var. İki tür savaşı da okudum, hissettim. Hem de en derinden. Ve bir romanda bu kader nefret ettiğim karakterler olmamıştı. O kadar sövdüm. O kadar sinirlendim ve stres oldum ki anlatamıyorum. Ve son sayfalar... Ah nasıl ağlattı beni ya. Tükendim. Tuttuğum sayfaları yırtasım  geldi. O kadar şeyden sonra. Nasıl? Dedim ya nasıl olur böyle bir şey.
Acı kelimesinin karşılığı gibi kitap.Hem duygusal, hem ruhsal hem de bedensel. Her birini hissediyorsunuz. 
Soluk soluğa okunan bir hikaye ve etkisi çok uzun sürecek eminim.
Yazmak istediğim çok şey var ama fazla bir şey söylemek istemiyorum.
Lütfen okuyun. Ciddiyim en kısa zaman da alın ve okuyun. Belki biraz derinden sarsılacaksanız ama bayılacaksınız.
İNSTAGRAM :OKUR YAZAR ANNECİK

YORUM: YA DA BİZ MASAL OLSAK | EZGİ DURMUŞ

2/05/2017, BY Tuğba Atıcı Coşar - Hiç yorum yok:

Selamlar, başım baya kalabalık olsa da sonunda son zamanlar da beni okuduğum için çok mutlu eden bir kitap yorumuyla geldim.
Ben sevdim. 💙
Ve bence sizde çok seveceksiniz.
İçinde size ait bir anı, bir parça mutluluk ya da hüzün ne olacağı önemli değil ama eminimin ki bir şeyler bulacaksınız. O kadar gerçek, o kadar bizden bir hikayeydi ki anlatamam.
Altı çizelecek cümlelerle dolu, bazen güldüren ama çoğu zaman hüzünlendiren yine de son sayfalara kadar içinizde bir umut yeşermesine sebep olan bir kitaptı Ya Da Bir Masal Olsak.
Dupduru, su gibi akıp gitti. İçimde bir yerleri sızlaratak akıp gitse de o çok sevdim.
Bizden bir hikaye okumak istiyorsanız hiç düşünmeden okuyun. Çünkü evet bir hikaye ama o kadar doğal bir anlatımı var ki sanki size derdini anlatan bir arkadaşınızı dinler gibi okuyorsunuz kitabı. Sabah başladım ve akşam bitirdim. Görsel çekmem o kadar uzun sürdü ki ancak yorum girebiliyorum.
Sevgili Ezgi'nin güzel kalemiyle tanışın. Eminim çok seveceksiniz. Hele ki sonu beni deli gibi korkutsa da istediğim gibi biteceğimi anladığımda üzerime çöken huzur belirtisini ifade edemem. 
Tüm güzelliğiyle, çirkinliğiyle, sorunları ve çözümleriyle içten ve gerçek bir aşk hikayesiydi.
Bir çok alıntı işaretlesem de sizlerle en sevdiklerimi aşağı bırakıyorum. 
Mutlu günler. 😊
"İnsan birini çok sevince, sevdiğinin adı tüm kelimelerin önüne geçiyor ve bir tek isim, her şeyi anlatmaya yetiyor. Hakan da anne gibi, her şeydi işte. Her şeyim, bütün iyikilerim."
"İnsan bir başkasına nasıl baktığını kendisi de görebilse, daha az yanlış yapar belki de..."
"Öpülünce geçeceğine inandığımız yaralarımız gibi, sarılınca düzeleceğine inandığımız hatalarınız vardı..."
"Keşke zaman ölçü birimi şarkılar olsa... Kaç şarkıdır yoksun acaba?"
 İNSTAGRAM : OKUR YAZAR ANNECİK